Sağlıklı bir iletişim süreci, aktif dinleme becerisiyle mümkündür. Aktif dinleme; karşıdaki kişiyi yargılamadan, savunmaya geçmeden ve kendi iç tepkilerini geri planda tutarak dinleyebilmeyi içerir. Bu süreç yalnızca dinlemekten ibaret değildir; gerektiğinde soru sormayı, açıklama yapmayı ve doğru anlaşılıp anlaşılmadığını kontrol etmeyi de kapsar. Etkili dinleme, dikkat ve zihinsel hazırlık gerektirir.
Dinleme sırasında kişinin kendi iç dünyasındaki duygu ve düşünceleri asgari düzeyde düzenlemesi gerekir. Kendi istek, ihtiyaç ve savunmalarını geçici olarak geri çekebilmek, iletişimin temel koşullarından biridir. Dinleme doğuştan gelen bir yetenek değil; zamanla öğrenilebilen ve geliştirilebilen bir beceridir. Özellikle problem çözme ve çatışma durumlarında belirleyici bir rol oynar.
Çiftler arasındaki iletişimi bozan temel sorunlardan biri, dinleme becerisinin yeterince kullanılmamasıdır. Birlikte hareket etmesi gereken bir ekip olan çiftler, çatışma anlarında çoğu zaman birbirlerini gerçekten dinleyemezler. İletişim kurulamadığında ise sorunlar çözümsüz kalır. Terapilerde sıkça görüldüğü gibi, her iki taraf da yaşanan durumu kendi bakış açısından anlatmaya çalışır ve haklılığını kanıtlama çabası içine girer.
Bu noktada suçlayıcı konuşma devreye girer. Eşlerden her biri, karşı tarafın kendisini anlamasını ve kabul etmesini beklerken, aynı şeyi karşı tarafa sunmakta zorlanır. Kendi bakış açısına o kadar güçlü bir şekilde inanır ki, durumun farklı bir şekilde ele alınabileceği ihtimali gözden kaçar. Beklentiler karşılanmadığında ise hayal kırıklığı, öfke ve suçlama hızla çatışmaya dönüşür.
Suçlayıcı iletişimde sıkça karşılaşılan ifadeler şunlardır:
“Sen zaten hep böylesin”, “Hep senin yüzünden oluyor”, “Bir kez bile doğru yapmadın”.
Bu tür ifadeler, karşılıklı savunmayı artırır ve iletişimi çözümden uzaklaştırır.
Çatışma anlarında çiftlerden biri konuşurken diğeri çoğu zaman gerçekten dinlemez. Zihin, karşı tarafı anlamaya değil; kendini savunmaya veya karşı saldırıya geçmeye hazırlanır. Bu durumda eşlerden biri adeta kendi iç dünyasının savcısı ya da avukatı gibi davranır. Özellikle güven ve saygının zedelendiği ilişkilerde bu tutum daha da belirgin hale gelir.
İletişimin kurulabilmesi için asgari düzeyde de olsa bir yakınlık gerekir. Ancak suçlayıcı konuşmanın hâkim olduğu çatışma ortamlarında bu yakınlık hızla ortadan kalkar. Çiftler, kendilerini korumak için duygusal zırhlarını kuşanır, göz temasından kaçınır, geri çekilir ya da daha saldırgan bir tutum benimser. Terapide bu noktada oluşan koruyucu duvarları hemen kaldırmak çoğu zaman mümkün değildir. İlişkide biriken sorunlar, zamana yayılarak ve güvenli bir alan oluşturularak ele alınabilir.