İlişkilerde Kıskançlık ve Kontrol İhtiyacı

Kıskançlık, kişinin değer verdiği ilişkiyi kaybetme ihtimali karşısında yaşadığı yoğun duygusal tepkilerden biri olarak tanımlanabilir. Günlük dilde kıskançlık; sevilen kişiyi başkalarıyla paylaşamama, üçüncü bir kişinin varlığından rahatsız olma ya da ilişkiye yönelik bir tehdit algılama haliyle kendini gösterir. Bu duygu çoğu zaman sevgiyle karıştırılsa da, psikodinamik açıdan bakıldığında kıskançlık daha çok kaygı, korku ve yetersizlik duygularıyla ilişkilidir.

Kıskançlık, sevilme arzusunun ve terk edilme korkusunun iç içe geçtiği karmaşık bir duygudur. Pines’a göre kıskançlık, değer verilen bir ilişkinin ya da ilişkinin niteliğinin tehdit altında algılanmasına verilen duygusal bir tepkidir. DeSteno ve Salovey ise kıskançlığı, ilişkinin fiilen kopması ya da kopma ihtimali karşısında ortaya çıkan öfke, korku ve yoğun kaygı hali olarak tanımlar. Merkle’ye göre kıskançlık, koşulsuz bağlılık beklentisi olan ilişkilerde daha belirgin hale gelir ve korkudan aşağılık duygusuna, öfkeden kontrol ihtiyacına kadar uzanan bir duygu yelpazesini içerir.

Psikodinamik yaklaşıma göre kıskançlık, yalnızca bugünkü ilişkide yaşananlarla açıklanamaz. Freud, kıskançlığın insan doğasında olduğu için değil, kaçınılmaz olduğu için evrensel olduğunu belirtir. Psikodinamik kuramcılar, aşırı kıskançlığın kökenlerinin çoğu zaman erken çocukluk dönemine ve ödipal öncesi ilişkilere uzandığını savunurlar. Adler ise kıskançlığı, bireyin kişilik yapısı ve yetersizlik duygusuyla baş etme biçimi olarak ele alır.

Aşırı kıskançlığın arkasında sıklıkla özgüven eksikliği, partnerine duyulan güvensizlik ve geçmişte yaşanan kırılmalar bulunur. Erken çocukluk döneminde yaşanan ihmal, ebeveynler arası çatışma, aile bütünlüğünün bozulması ya da aldatma gibi deneyimler, bireyin ilişkilerde güven duygusunu zedeleyebilir. Bu tür yaşantılar, ileriki ilişkilerde kişinin sürekli bir tehdit algısıyla hareket etmesine neden olabilir.

Özgüveni zayıflayan kişi, sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmekte zorlanır. Sahip olduğu sevgiyi kaybedeceği kaygısı, kıskançlığı tetikler ve sağlıksız baş etme yollarını beraberinde getirir. Aşırı kıskançlık yaşayan birey, partnerini sürekli kontrol etme, takip etme, sınırlandırma ve baskı kurma eğiliminde olabilir. Ancak sadakat baskı ve tehdit yoluyla değil, güven ve duygusal yakınlıkla gelişir.

Kıskançlık sonucunda ortaya çıkan şüphecilik, öfke, kontrol etme ve bastırma davranışları, ilişkiyi korumak yerine çoğu zaman karşı tarafı uzaklaştırır. Kıskançlık, değer verilen bir ilişkinin tehdit altında hissedildiği durumlarda ortaya çıkar. Bu tehdit her zaman gerçek bir üçüncü kişi olmak zorunda değildir; bazen tamamen geçmiş yaşantıların ve bilinçdışı korkuların bir yansıması olabilir.

Sonuç olarak aşırı kıskançlık; kaybetme korkusu, sahiplenme ihtiyacı, yetersizlik duygusu ve geçmiş ilişki deneyimlerinin iç içe geçtiği ilişkisel bir sorundur. Psikodinamik açıdan ele alındığında kıskançlık, yalnızca partnerle ilgili değil, kişinin kendi iç dünyasıyla ve geçmiş bağlanma deneyimleriyle yakından ilişkilidir.